24 Aralık 2007 Pazartesi

Şarkiyatçılığın Sebepleri

Batılıların Doğu medeniyetlerini özellikle İslam'ı ve İslam medeniyetini araştırmaya başlamaları çok eskilere dayanıyor. Şarkiyatçılığın bir çok sebepleri vardır. Bunları, Prof. Dr. Mustafa Es-Sıbai "Müsteşrikler ve Hedefleri" kitabında şöyle sıralıyor:

  • Dini Sebepler: Şarkiyatçılık rahiplerle başlamıştır. Bunların gayeleri, İslam'ın etrafında şüphe toplayarak, hakikatleri değiştirerek, rahiplerin tesirleri altında kalan milletlere, İslam'ın bu kadar yayılmaya değmez bir din olduğunu , Müslümanların gaddar, hırsız ve kan dökmeyi seven bir topluluk olduğunu göstermekti. Rahipler, Modern medeniyetin, Hristiyanlığın itikad esaslarını zedelediğini, din adamlardan alınan fikirlerin artık şüphe ile karşılandığını müşahade edince, batılıların dikkatini Hristiyan dininin esaslarından ve kitaplarından başka tarafa çekmek için, İslam'a karşı hücumlarını arttırmaktan daha iyi bir yol bulamamışlardır. Rahipler, ilk İslami fetihlerin, haçlı savaşlarının ve bilahare Osmanlıların Avrupalılara hissettirdikleri İslam'ın kuvvet, azamet ve yüksek medeniyetinden dolayı Müslümanlara karşı kin hissini arttırmak içim İslamî sahadaki çalışmalarını arttırdılar.

  • Sömürgecilik: Batılılar, Haçlı savaşları sonucunda yenilgiye uğramış olsalarda, İslam memleketlerini işgal etme sevdasından vazgeçmemişlerdir. Bu memleketlerde yaşayan Müslüman milletlerin kuvvetli taraflarını öğrenip zayıflatmak ve zaaf noktalarını öğrenip istifade etmek için, inanç, gelenek ve görenekler, tabii kaynakları araştırmaya başlamışlardır.

  • Ticari Sebep: Şarkiyatçılığın maddi tarafında, Batılılar ticari faaliyetlerde bulunmak ve kendi mallarını yüksek kârlarla satmak bulunuyordu.

  • Siyasi Sebep: İslam memleketlerinde açılan konsolosluklar için yetişmiş o bölgenin dilini - çoğunlukla Arapça - ve kültürünü bilen insanlara ihtiyaç duyulmuştur. Bu sayede bölge üzerinde bilgi sahibi olan Batılı yöneticiler yerel yöneticiler üzerinde nüfuz elde etmişler ve Müslüman ülkeleri birbirlerine düşürmüşlerdir.

  • İlmi Sebep: Şarkiyatçıların çok az bir kısmı, bu işi şark medeniyetlerini, dinlerini, kültürlerini ve dinlerini öğrenmek için yapmışlardı. Bundan dolayı, çalışmalarında art niyetli araştırmacılara nazaran daha az hataya düşmüşlerdir. Nitekim bunların içerisinde İslamiyeti kabul edenler de vardır.

15 Aralık 2007 Cumartesi

"Çarpıtılmış Geçmişe Ayna"

Türkçemize "Çarpıtılmış Geçmişe Ayna - Avrupa'nın Yeniden Yorumlanması" adıyla tercüme edilmiş olan eser Josep Fontana tarafından "Europa ante el espejo" orjinal ismiyle 1994'te yayınlanmış.

sayfa 41

İslam bilimini Eski Yunan bilgi birikiminin sırf bir çevirisi düzeyine indirgeyen Avrupa merkezli peşin hüküm, Helenistik kültürün daha başlangıçta Yunan ve Doğu unsurlarının iç içe geçmesiyle oluşmuş melez bir yapı taşıdığını ve Arapların çok eski zamandan başlayarak bunda pay sahibi olduğunu unutmaktır. Başını Süryanice konuşan Nasturi Hıristiyanların çektiği, Yunanca yapıtları sistemli olarak çevirme yönündeki ilk adımlar, katı Hıristiyanlık anlayışınca yasaklanan pagan bilimlerinin korunduğu ve Farabi'nin dediği gibi,"İslamın doğuşuna değin varlığını koruduğu" Yakındoğu da ve 8. yüzyıldan 10. yüzyıla değin süren dönemlerde atıldı. Yunanca orijinal yapıtlara ve bu kültürler arasındaki eski ortak yaşamın ürünü olarak o döneme ulaşan bol miktarda Süryanice metne dayanarak Müslümanlar da kendi Arapça versiyonlarını hazırladılar.

Yunanistan ya da Helenistik kültürle hiçbir ilgisi olmayan ve bize Müslümanlar aracılığıyla ulaşan başka birçok katkı da vardı: Yeni tarım ürünleri, daha iyi sulama yöntemleri, papirüs parşömene göre daha ucuz olan ve metinlerin yayılmasını hızlandıran kağıt, geniş bir alanı kapsayan teknik ve bilimsel bilgiler. Bu bilgiler arasında hala kullandığımız ve çağımızdaki bir bilim adamının, "gezegenimizde şimdiye değin yapılmış en başarılı düşünsel yenilik" olarak nitelendirdiği Hint sayı sistemini özellikle vurgulamak gerekir. Bu sistem ve hala "Arap rakamları"olarak adlandırdığımız rakamlar bize Batı dünyasındaki Müslümanlar yoluyla ve Katalonya manastırları sayesinde ulaşmıştır. Gerbert d'Aurillac bunları söz konusu manastırlardan birinde öğrenmişti. Eğer Hint Sayı Sistemi ve Arap rakamları benimsenmiş olmasaydı, modern bilimin gelişmesi çok daha zor olacaktı.

sayfa 52

Avrupalıların gözünde Doğu harika şeylerin ve sayısız zenginliklerin bulunduğu bir dünyaydı; oysa Müslümanlar tersine bir tutumla Hıristiyan Avrupa'da hayranlık duyulacak fazla bir şey bulmuyor ve pek haksız sayılmayacak biçimde Avrupa'yı yarı uygar olarak görüyordu. İbn Cübeyr, Messina'nın "baştan başa pis kokulu ve kirli"olduğunu belirtiyor. İbn Batuta da, pazarları "yüksek çöp yığınlarıyla kaplı" ve kiliseleri "aynı ölçüde kirli ve hoş bir kokudan yoksun" olan Konstantinopolis hakkında bundan daha iyi şeyler düşünmüyordu. Müslümanlara kirli görünen yalnız kentler değil, aynı zamanda Avrupalı insanlardı; bir gezgin, Avrupalıların "yılda en fazla bir iki kez yıkandıklarını ya da banyo yaptıklarını" ve "giyisilerini pek sık yıkamadıklarını, paramparça oluncayadeğin giydiklerini" belirtiyordu. Hristiyanlar kendi paylarına daha düşkün bir durumda olduklarının farkındaydı.

1 Aralık 2007 Cumartesi

Tarih İlminin Önemi?

Osmanlı hukukçularının en önde gelenlerinden biri Ahmed Cevdet Paşa’dır. Kendisi aynı zamanda tarihçidir. Tarih-i Cevdet adındaki eserin yazarıdır. Üçdal neşriyat sadeleştirerek günümüz Türkçesiyle bu eseri 6 cilt olarak basmıştır.

Bu eserin 1. cild 25. ve 26. sayfalarında tarih ilminin lüzum ve faydası anlatılmaktadır.
Geçmiş ile sonrası ahvalini kavramak ve çok geçmişi ve çok ileri geleceği bilmek isteği, insanın tabiatında vardır. (lâ teşbeu'l-ayni min nazarin ve les-sem'u min haberin ve le'l-ardu min matarin / göz görmekden, kulak haberden ve yeryüzü yağmurdan doymaz) Devlet nizamının korunması tarih ilmi ile eski usullerin bu günkü hale göre uygulamada çok faydaları görüleceğinden bazı ilim adamları, "tarih ilminin eğitim ve öğretimi önemle gereklidir." derler.

[(Metnin aslı) Mazî ve müstakbel ahvâline vâkıf ve belki ezel ve ebed esrarina ârif olmağa insanda bir meyl-i tabii olduğundan alel-umum nev-i beşerin bu fenne ihtiyac-ı ma'neviyyesi derkârdır. lâ teşbeu'l-ayni min nazarin ve les-sem'u min haberin ve le'l-ardu min matarin. Hıfz-ı nizâmat-ı düveliyye i'lm-i târih ile olub usûl-u sâlifenin vakt ve hâle tadbikinde ise fevâid-i kesîre mütehakkık olduğından bazı ulemâ ilm-i tarihin ta'lim ve teallumu derece-i vecîbededir dediler. ]

"Islam in Europe" - II

Alıntılara devam edelim:

sayfa 127:
1820'lerde Osmanlı donanmasında görev yapan İngiliz subay Sir Adolphus Slade, şöyle yazmıştır: "Şimdiye kadar Osmanlılar, Hıristiyan ulusların uğrunda uzun süre mücadele ettiği özgürlüğün en değerli imtiyazlarını olabildiğince yaşamışlardır."
...
"Osmanlı insanı, en düşük düzeyden paşa düzeyine çıkabilecek özgürlüğe sahiptir."

28 Kasım 2007 Çarşamba

"Islam in Europe"

Meşhur İngiliz antropolog Jack Goody tarafından yazılan "Islam in Europe", "Avrupa'da İslâm Damgası" adıyla Doç.Dr. Şahabettin Yalçın tarafından Türkçeye tercüme edilmiştir. Goody, bu eserinde Avrupa'nın kurunu vüsta'dan bugünlere gelirken nelerden ve nasıl etkilendiğini güzel bir uslub ile anlatıyor. Kitaptan bazı alıntılar:

sayfa 17
... Batı'nın eylemlerinde kutsal amaçlar daha açık bir biçimde özgürlük, demokrasi, serbest pazar ve bazen eşitlik ve kardeşlik kisvesi altında kendini göstermektedir.
sayfa 20
Birinci Dünya Savaşı'ndaki Arap isyanı T.E. Lawrence gibi teşvik ettiği Araplar, Osmanlı İmparatorluğundan kurtulup ulusal bağımsızlık peşinden koşmuşlardır.
sayfa 21
İsrail'in Yakın Doğu'ya nüfuz etmesi, Avrupa Yahudi cemaati adına gerçekleştirilen başka tür bir Haçlı Savaşı olarak görülebilir. Eğer Hıristiyan güçler ve özellikle de Britanya, bölgenin bir kısmını Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra "manda" olarak almasaydı bu mümkün olmazdı. 1917'deki Balfour Deklarasyon u, Yahudilere sürgündeyken uzun süre rüyasını kurdukları "Gelecek yıl Kudüs'te" ya da en azından Tel Aviv'de buluşma imkanı vermiştir.
sayfa 22
İsrailliler, şiddet kullanma konusunda daha organize idiler; bu, önceleri "terörist" saldırılarla kendini gösterirken daha sonra yeni İsrail devleti ile şiddet kullanımı devam etmiştir.
....
... günümüzde kimin terörist olduğuna ilişkin tartışmalarda varlığını devam ettirmektedir. Lakin kadın ve çocuk demeden binlerce sivili öldüren hava bombardımanlarından daha dehşet verici birşey var mıdır?
sayfa 24
İslâm'ın sekizinci asırdan itibaren teknoloji, mimari, klasik eğitim, matematik, kimya, ziraat, suyun kullanımı, felsefe, siyaset bilimi, seyahat edebiyatı, daha doğrusu genel olarak edebiyat alanlarındaki rolü ve ehemmiyet Avrupa için son derece büyüktür.

sayfa 87
.. ilim adamlarına Avrupa'nın ilk üniversite koleji olarak adlandırılan Ulu Cami'de ders vermeleri sağlanmıştır... Vernet, bunları "gerçek üniversite koleji" olarak adlandırmıştır.Medreseler daha sonra Batı İslâm toplumlarına gelmişse de bu türden kuruluşlar, 1349 yılına gelindiğinde Gırnata'da zaten mevcuttu. Bu dönemde Gırnata'nın yetmiş kütüphanesinden biri olan Alkazar'daki kütüphanede 400,000 kitap olduğu söylenmektedir; ki bu dönemde Avrupa'nın en büyük kütüphanelerinden biri olan İsviçre'deki St. Gall manastırında sadece 600 kitap bulunuyordu. Aradaki fark muazzamdı. Kurtuba'nın yollarında ve sokak köşelerinde lambalar bulunurken, Londra'da sadece bir tane asfaltlı yolun bulunduğu tarihten yaklaşık yedi asır önce, yağmurlu bir günde Paris sokaklarında çamura batmadan yürümenin mümkün olduğu tarihten asırlarca önce Kurtuba'da yollar asfaltlanmış ve sokak köşelerine lambalar konulmuştur.
...
Cerrahi aletlerin tasvirinde temayüz etmiş bir hekim olan Endülüslü ez-Zehravi (Albucasis), büyük eserini 1000 yılında tamamlamış ve "Avrupa tıbbında devirim yapmıştır".
sayfa 92
İslam'ın en büyük etkisi ise tarımda görülmüştür. Bu alanda Avrupa'nın öğreneceği çok şey vardır. Araplar, su kontrolü, tarımsal sulama ve toprağın işlenmesi konusunda uzman idiler. Bu dönemde tarımsal sulama geliştirilmiş ve sulama çarklarıyla kanallardan gelen sular tarlalara aktarılmıştır.
sayfa 96
İslâm mimarisinin Sicilya ya da İspanya kanalıyla sivri uçlu kemerli süslemeleriyle dikkati çeken Avrupa Gotik mimari sanatının gelişmesi üzerinde etkili olduğunu söyleyenler de olmuştur.
sayfa 120
Çiçekler de Avrupa'nın görünümünü değiştirmiştir; örneğin Türkiye'den gelen lalenin tarihi bunu bize hatırlatmaktadır. Bu etkilerin dışında Müslümanlar ayrıca Hristiyanların kişisel temizlik ve hijyen alışkanlıklarını da düzeltmiş ve çiçek hastalığının aşısını onlara tanıtmışlardır.

22 Kasım 2007 Perşembe

"İslâm Medeniyeti Tarihinde Fen ve Tıp"

İslam medeniyetinin insanlığa kazandırdıkları mevzusunda fazla bilgiye sahip değiliz. Aslında bu konuda Türkçe ve başka dillerde neşredilmiş güzel kitaplar mevcut. Bunlardan bir tanesi Max Meyerhof'un "İslâm Medeniyeti Tarihinde Fen ve Tıp" kitabı. Dilimize Ömer Rıza tarafından kazandırılmış bir kitap. Bu kitaptan bazı alıntılar:

Sayfa 47:
...

Kahire ulemasından ve kadılarından olup 1285'te vefat eden Şehabeddin el-Karafî optik mebhasi üzerinde bir eser yazmış ve bu mebhasin 50 meselesini tetkik etmiştir. Bu meselelerin üçü "Sicilya'daki frenklerin kralı tarafından" İslam ulemasına sorulan suallere cevab teşkil ettikleri için hususi bir ehemmiyete haizdir. Bu kral 1220 ile 1230 seneleri arasında İspanya ve Mısır'daki İslam alimlerine felsefeye ve hendeseye ait sualler soran ikinci friedrich idi. Bu üç sual şunlardır. 1) Kayık kürekleri ve mızraklar su içinde neden eğilmiş görünüyor? 2) Kanopus şehri ufka yakın iken büyük görünmesinin sebebi nedir? Şehrin cenubundaki çöl rutubetten azade olduğuna göre bunun sebebi ne olabilir? 3) Gözleri katarakt hastalığı ve başka hastalık bulunan insanların ortalıkta bir takım seyyar benekler görmelerinin sebebi nedir? Şehabeddin Karafi bu suallerin hepsine cevap vermiştir.

...

Son sayfada:
...

Hülâsa İslâm tıb ve fenni Yunan ilmini kaybolduğu zaman ihya etmiş ve bu ilmi aydınlatarak onunla Avrupanın zifiri karanlık geceden farksız kurunu vustasına ışık salmış, nihayet Rönensansa kadar bu vazifeyi yapmağa devam etmiştir. İslâm ilmi Rönesans dediğimiz büyük hareketi vücude getirmeğe ve onu inkişaf ettirmeğe yardım ettiği için bu ilmin hâlâ bizimle yaşadığını söylemek yanlış olmaz.

17 Kasım 2007 Cumartesi

"İslam Kültür Dünyasının Bilimler Tarihindeki Yeri"

Prof. Dr. Fuat Sezgin 12 Nisan 2004 günü İstanbul'da Türkiye Bilimler Akademisi Konferansları çerçevesinde "İslam Kültür Dünyasının Bilimler Tarihindeki Yeri" başlıklı konferansında mühim açıklamalarda bulunmuştur. Ayrıca bu konferansın metni Türkiye Bilimler Akademisi tarafından neşredilmiştir.

Frankfurt, Johann Wolfgang Goethe Üniversitesi, Arap-İslam Bilim Tarihi Enstitüsü direktörü olan Prof. Dr. Fuat Sezgin, bunca senelik çalışmalarının hedefinin ne olduğunu şöyle hülasa ediyor:
Ben bir kültür dünyasına mensubum. Bu kültür dünyasına yüzyıllardır zulüm edildiğini, hakkının yendiğini, asla layık olmadığı bir şekilde aşağılandığını gördüm. Bu kültür dünyasını, hakikaten olduğu gibi dünyaya tanıtmayı amaç edindim kendime. Bu amacın bir bölümü bilimsel, dünya bilimine bir şey katmak; fakat bir diğer bölümü koskoca bir insan topluluğuna kaybetmiş olduğu kendine saygıyı, kendine güveni, insan cemiyetindeki yerini hatırlatarak iade etmek olmuştur. Bunun için de çalıştım.
Aşağılık hissine dair şunları söyler:

Batı dünyasının bugünkü üstün durumu birçok Müslüman da ve özellikle Türklerde adeta bir aşağılık duygusu uyandırıyor. Ortada gözden kaçmayacak bir gerçek var ki, o da bir çok Türk aydını, Batı dünyasına ulaşabilmenin çaresini Türk toplumunu dinden kurtarmakta buluyor. Ben altmış yıllık çalışmam sırasında her gün biraz daha fazla İslâm uygarlığını tanımanın ve tanıtmanın Batı dünyasına ulaşma davası bakımından en sağlam, daha doğrusu tek yol olduğuna inandım. Bugünkü bilgime göre genç Batı uygarlığını İslâm uygarlığının değişik coğrafi ve iktisadi şartlar altında gerçekleşen devamı olarak görüyorum.

Sezgin konferansta İslam dünyasının bilime yaptığı katkıları matematik, kimya, coğrafya, astronomiden misaller vererek aktardı. Ayrıca İslam dünyasındaki bilimin Avrupa'ya nasıl ulaştığını da izah etti.

Konferansa katılamadım, ancak konferans metnini okumak da ayrı bir zevk verdir.

İhtiyacımız olan ne olduğumuzu bilmek ve yolumuza devam etmek.